Uşak’ın antik tarihini de boş geçemeyen Sevgili Ömer Aşçı, antik çağlarda Anadolu’nun baş tanrıçası kabul edilen Kibele ilgili antik çağlardan kalma bir stel (mezar taşı)nın Londraya nasıl kaçırıldığını şöyle anlatıyor:
Uşaklı Kibele dediğimiz Uşak’tan demiryolu yapımında bir mühendis tarafından kaçırılarak Fransa’da Musée national du Louvre/Ulusal Louvre Müzesi’ne satılarak 1901 yılında “des antiquités grecques et romaines /Yunan ve Roma Eski Eserler Bölümü” envanterine giren üzerinde Ana Tanrıça Kibele’nin resmedildiği bir mezar steli/taşı bulunur.
Kibele veya Kybele (Magna Mater: Tanrıların anası), Anadolu kökenli bir ana Öneri yok Dağı (Murat Dağı) yaşadığına inanılır. Roma İmparatoru Büyük İskender’in Anadolu işgali sonrası Roma’nın Ana Tanrıçası Toprak Ana Gaia ile özdeşleştirilmiştir. Hristiyan dininin özündeki tanrıyı doğuran ana, Meryem (Theotokos Meryem) inancında da yine Neolitiğin “ana tanrıça fikri” yatmaktadır.
Louvre Müzesinde ki Uşak Steli’nin Prof. Etienne Michon tarafından Yapılan İncelemesi
Fransa’nın en gözde müzelerinden Louvre Müzesi Küratörü Sanat Tarihi uzmanı Prof. Etienne Michon (1865-1939) Louvre Müzesinde ki Uşak Orjinli bu eser hakkında “Revue Des études anciennes /Antik Çalışmaların Seyri Dergisi’nde 1906 yılında yayınladığı “Bas-reliefs votifs d’Asie Mineure (Planche II et III) /Küçük Asya’dan adak kabartmaları (Levha II ve III)”isimli inceleme yazısında şöyle bahseder;
“Küçük Asya’nın iç kısımlarının az çok Helen leşmiş toplulukları arasında, tamamen Yunan tanrıları ile Anadolu kökenli kültler arasında veya daha doğrusu, yerel tanrıların veya tanrıçaların aldığı tarz ve doz arasında kurulan bağ vardır. Helen panteonuna tekabül eden tanrı veya tanrıçaları kavramı, kesinlikle kendilerini bu bölgelerin tarihçilerinin araştırmalarına dayatan en sevimli çalışmalardan biridir. En mahrem olana saldırdıkları için daha da zor olan teorilerde kaybolmadan, aynı zamanda çoğu zaman en değişken olana, popüler ruhta en az tanımlanmış olana, arkeoloğun, figürlü anıtlar, orada büyük ölçüde işbirliği yapabilmektedir. Bu açıdan, Louvre Müzesi’nde korunan bazı yayınlanmamış veya az bilinen mermerlere dikkat çekmek bana ilginç geldi….
Louvre Müzesi envanterine 1901 yılında MND.425 numarasıyla eklenen antik eser; Frigya bölgesinin Uşak kentinden gelen uzun süredir Trajanopolis Antik Kentine lokalize edilse de gerçekte Temenothyrae Antik Kentine aittir.
Latin Dili Uzmanı Alman Filolog Prof.Dr.Johann Carl Otto Ribbeck (1827-1898)’in 1895 baharında yaptığı küçük asya gezisinde aldığı kayıtların 1898 yılında yayınladığı “Aus Lyden; epigraphisch-geographische reisefrüchte/Lidya Seyahatinin epigrafik ve coğrafi Sonuçları” isimli eserinde yayınlanmayan bölümleri Avusturyalı Arkeolog Karl Buresch (1888-1894) tarafından incelenmiştir. Karl Buresch tarafından kaleme alınan bu yazılar Latin Dili Uzmanı Alman Filolog Prof.Dr.Alfred Körte (1866-1946) tarafından “Inscriptiones Bureschianae/Bresch Yazıtları” ismiyle 1902 yılında yayınlanmıştır. (Wissensch. Beilage z.Vorlesungsverzeichniss d.Univ. Greif swald, Ostern igoa). Bu kitaptan beni haberdar eden Fransız Arkeolog Georges-Albert Radet (1859-1941)’e teşekkür ederim.Bu kitap için Mr. Radet “Ne yazık ki Karl Buresch Uşak’tan topladığı bu eserlerin resmini çizmemiş, fotoğrafını çekmemiş ve baskısını yapmamıştır.” demektedir.
Üst kısmında alınlık şeklinde, tabanında ise onu sabitlemek için bir zıvana ile sonlanan bir steldir (lev. III).
“Alçak kabartmanın ortasında, bu taşın adandığı Kibele’nin yerel bir biçimi var. Teologlar bu biçimi Yunan Mitolojisinde ki Toprak Ana Gaia’nın kişileştirilmesi olarak görüyorlar. Göğsüne yanlamasına dolanmış büyük bir yılanı tutmaktadır. Çoğunlukla yılan tasviri toprağın (yerin) bir sembolü olarak kabul edilir. Kibele’nin ayakucuna, onun alışılmış yoldaşları olan iki adet aslan yerleştirilmiştir. Ormanda yaşayan yırtıcıların kraliçesi için hayvanlar kıralı kutsal bir varlıktır.”
“ Bu ana figürün üstünde, düz bir silme şerit, bu sunak taşını birbirinin üstüne binmiş iki tabloya ayırmaktadır. Bu tür bölünmeler, çoğu adak taşlarında görülmektedir ve bu tanrılar dünyasındaki bir bölünmeye tekabül eder. Toprak Tanrıçası Gaia’nın üstünde göksel varlıklar temsil edilmiştir. Kibele’nin başını çevreleyen absid ( mihrap gibi kemer), kuşkusuz ki göklerin tavanını gösteren bir simgedir. Sağda ve solda yüzmekte olan iki yunus da, Tanrıçanın hemen üstünde, yağmur biçiminde yeryüzüne inerek bereket getiren göksel suların rezervuarlarının orada bulunduğuna işaret eder”.Yukarıda ortada, atlı bir tanrı görünüyor ki, bu figür Küçük Asya anıtlarında çokça resmedilmiştir. Bu, gökyüzünün tanrısıdır. Adam, Baba veya Zeus diye anılır. Bu Frigya atlısı çoğu zaman çift ağızlı bir balta taşır. Belki bu anıtta da taşıyordu. İki ağızlı balta ormanlardaki ağaçları biçen yıldırımın sembolüdür. Yunanlılar bu tanrıyı ‘Zeus’ olarak adlandırdılar. Onun önünde tünemiş olan kartal, gökler hâkimi olarak her yerde kutsal sayılan bir kuştur. Zafer Tanrıçası (Victory), güneşe ve Doğu’nun bütün yıldızsal tanrılarına verilen “yenilmezlik belgeci” denilen bir tacla ona doğru uçmaktadır”. “Altta, Toprak Tanrısı ile üstteki tanrılar arasında, ortada bir duruş gösteren Hermes var. Kibele’nin yanında sıklıkla, ruhları eterdeki boşluklara yerleştiren, Frigya’nın gizemlerinden biri olan “psikopomp” bulunuyor. Sağ köşede, bir Yunan paltosu giymiş ve Hermes’e yanıt veren kişinin kim olduğunu söyleyemiyorum.”
(SALİH KILINÇ / HABER)